SYNERGY KENDİYAS SOHBETİDİR
Hepimizin az yada çok dahil olduğu, olmaması gerektiğini bildiğimiz halde tadını çıkararak yuttuğumuz zehirdir gıybet ve dedikodu. Konuyu manevi pencereden bakarak inceleyelim.
Sosyalleşmek denince akla gelen ilk aktivite gıybet ve dedikodudur. Yanında bir fincan kahve ve çay ile zamanın nasıl aktığını anlamayız bile. Ortalığa kimlerin hangi hallerini döktüğümüzü unuturuz.
“İki lafın belini kırdık canım ne var bunda, olanı söyledik, yüzüne de söylerim”
“Canım hiç mi konuşmayalım” gibi birçok bahane cepte hazırdır.
“Aman kimse duymasın” diyerek lafı bitiririz. Günah olanı normalleştirme, basitleştirme duygusu ile vicdanımızı bastırırız. Pişmanlık aklımıza bile gelmez, çünkü sohbet etmekten başka bir şey yapmamışızdır. Gıybet ve dedikodu böylece toplumu içten içe bir kanser gibi sarar.
“Enerjiler bumerang gibidir, çıktığı noktaya geri döner”
Gerçekte olan nedir sizce?
Önceki paylaşımlarımızdan bileceğiniz üzere, konuları enerji uygulamaları yönünden de inceleyerek anlatmaya çalışıyoruz. Enerjiler bumerang gibidir, çıktığı noktaya geri döner. O yüzdendir ki sözlerimize, davranışlarımıza ve düşüncelerimize dikkat etmemiz gerekir. Gittiği noktadan onlarca kat kuvvetlenerek bize döneceğini hesap ederek cümle kurmalıyız.
Enerjinin ait olduğu yere dönmesine “karma yasası” denir. Atasözlerimizde ise bu durum; “ne ekersen onu biçersin” veya “etme bulma dünyası” gibi sözlerle ifade edilmiştir.

“İnsanlar ağzından çıkan cümlelerin, beyninden çıkan düşüncelerin bütün evreni dolaşıp tekrar kendine geri döndüğünü bilse, eminim çok daha dikkatli olurdu”
Albert Einstein
Samimi bir dostunuzla bir araya geldiniz, ondan laf çıkmayacağını, fitneye sebep vermeyeceğini biliyorsunuz. Sohbete başladınız. Ortak tanıdıklar, sizleri üzenler, ayağınıza çelme takanlar, kızdığınız, kınadığınız kim varsa orada biraz acele, biraz kendini haklı çıkararak içini rahatlatma, öfkeyi , kini kusarak içinden attığını zannetme vb. yanılgılarla sohbet devam ediyor.
Enerji üzerine çalışanlar bu konuyu araştırıp çeşitli gözlemler yapmışlar ve eğitimlerinde de bunu sıklıkla paylaşırlar.
Siz çay kahve eşliğinde konuşurken sözlerinizin her biri bir şimşek etkisiyle ve hızıyla sözlerinizin kaynağı olan kişiye ulaşarak onun aura bedenini yani enerji kalkanını paramparça ediyor.
Düşünün; bir eviniz var ve düşmanınız geldi kepçeyle o evin duvarlarını parçaladı.
O duvarlar sizi dışarıda bulunan birçok tehlikeden korumak için örülmüştü. O andan sonra rüzgar, yağmur, enerji varlıklar vs hepsinin saldırısına açık hale gelirsiniz Enerjicilere göre ağır bir karma başlattınız, bize göre hakka girdiniz çünkü karşıdaki insana zarar verdiniz
Burada dikkatinizi çekmek isteriz;
Dedikodunun konusu olan kişinin haklılığı veya haksızlığı önemli değildir, zaten anlatılanlar doğru ise gıybet, doğru değilse iftira olur bunu biliyoruz.
Böyle bir etkiye maruz kalan yani hakkında konuşulan kişinin kalkanı birçok yerinden kırılıp çatladığı için etrafta bulunan veya sözlerle gelen negatif enerjiler bu çatlaklardan girerek kişiye zarar verecek, rahatsız edecektir
Baş ağrısı, mide bulantısı, bir anda vücudunuzda hiç anlam veremediğiniz bir çok sıkıntı ortaya çıkabilir. Ne konuşan kişiler, ne de hakkında konuşulan durumun vakıfı değildir ancak bilmeseler de ciddi bir yıkıma neden olmuş ve bir insana zarar vermişlerdir.
Peki bu kadarla kaldı mı sizce? Ne yazık ki hayır !
Olumlu veya olumsuz her enerji çıktığı kaynağa geri döner, bundan kaçış yoktur.
Tabi ki bir süre sonra bu tatlı sohbeti yapan dostlar da gönderdikleri “enerjilerin” kendilerine dönüşüyle birçok sıkıntıya maruz kalacak, nereden geldiğini bilmeyecek ve doktor doktor dolaşmaya başlayacaktır.
Enerjisel olarak bu etkiden kurtulmanın tek yolu, hakkında konuşulan kişinin “enerji kalkanının” (manevi kalkanının) kuvvetli olmasıdır. O zaman gelen negatif enerji bu kalkana çarpacak hasar veremeyecek ancak aldığı hız ve şiddetle gönderenlere geri gidecektir.
Tabi ki gönderenler kurtulamayacak, gönderdiklerini kabul etmek zorunda kalacaklar. Bunun çaresi yok ne yazık ki!
Kişi sözleri ve düşünceleri sarf ederken gönderdiklerine dönüş biletini peşin verir.
Gördüğünüz gibi dedikodunun etkisi sadece lafın yayılıp toplumsal huzur ve güvenin bozulması değil, her iki tarafın da bireysel güvenliğinin ve korumasının yerle bir edilmesidir
Efendimiz ASV gıybet için ” kim ölmüş kardeşinin etini yemek ister” derken sizce ne kastediyor ?
METAFİZİK BOYUTTA NELER OLUYOR?
Kişi yasak bir şeyi yaptığı için şeytan otomatikman ruhsat sahibidir. Gıybete daha başladığı an hemen kişinin beynine frekans olarak müdahale eder. O kişi bir sürü şeyler türeterek konuşmaya başlar. Konuşurken de ağzına bal çalar, adeta masaj yapar gibi onu rahatlatır. Konuştukça kişi böyle bir rahatlamaya, gevşemeye başlar. Şeytan, ortamda birileri varsa hemen onları da etkiler. Hemen diğerlerini dolaşır. Saniyede dünyayı dolaşacak hızdadır.
Yani dünyayı saniyede üç kere dolaştığını düşünelim. Dolayısıyla bu sürati düşündüğümüzde konuştuğu kişiye de anında ulaşır. Oradakilerin bütün hepsine ulaşması, beyinlerinden geçmesi an bile değil.
Diğer taraftan şunu değerlendirelim: Peki kişi gıybete niye başlıyor?
Kişi gıybete başlıyor çünkü üzerinde mutlaka başka suçlardan musallat olmuş şeytangiller vardır.
Velev ki yok!
Namazlı, abdestli, hiçbir şey yok, etrafına yaklaşamıyor Enerjicilere göre “auralar açılmış” Bize göre maneviyat zırhını giymiş olduğunda bu defa etrafında çalışır.
Diyelim ki bu kişi evde tek. Kapıyı oynatır, çaydanlıkla ses yapar, bir şekilde bir sebep bulur. Bu sebepten dolayı kişi sinirlenir. Bu normal, fıtrat olarak sinirlenir. Sinirlenince kendini kaybetmesini bekler. Hani deniyor ya bir hata işlediğinde hemen tövbe etmek lazım!
Melekler de hemen yazmıyor günahı, bir süre bekleniyor. Bu arada kişi kendini kaybederse hemen ikinci, üçüncü hamle. Aynı zamanda o konuyla alakalı konuşma ve peşinden de diğer vesveseleri vermeye başlar. Velev ki bunu başaramadı ! Eve biri geldi.
Gelen kişiyle gelebildiyse, o kişinin hataları varsa o içeriye girdiği zaman eve girme hakkı kazandı. Ancak diğer kişiye yine yaklaşamıyor. O, üzerinden gelebildiği kişiden yaklaşır. Yani bu çocuğumuz olabilir, eşimiz olabilir, anne babamız olabilir veya komşumuz olabilir.
Bizim öncesinde kelime-i şehadetle gusül abdesti, abdest, tövbelerle kendi beden yapımızı, manevi zırhımızı, manevi hattımızı sürekli güçlendirmemiz gerekiyor
Dolayısıyla bizim zayıf bir anımızı yakaladığı an -ki biz kısa bir süre sonra tövbe edip yerine bir sadaka vermediysek veya bununla ilgili hemen toparlama yoluna gitmediysek- hemen yerleşir. Hemen bizim hard diskimize ulaşır.
Bizim hassasiyetimiz, davranışlarımız, neleri ön planda tutuyorsak ön planda tuttuğumuz veya Rabbimizin emirlerinde uyduğumuz, uymadığımız ya da muhalif kaldığımız ne varsa bilgisine ulaşır.
İnsan Rabbinin, Rabbinin emrine muhalif kalır mı? Kalır!
Örtünme veya erkeklerin eşinin emanet olduğunu unutması, Onu bir köle gibi görmeye başlamaları gibi düşünün. Mutlaka ki bir sebep bulmaya çalışır. O anda bir maddi sıkıntısı vardır. “Niye benim başıma geliyor, niye yok, niye vermiyorsun” gibi düşünebilir.
Böyle mutlaka bir zayıf nokta bulur. Bu da insanın fıtratında vardır. Dolayısıyla bir şekilde gelir. Geldikten sonra o kişinin zihnini ele geçirir. bilgisayara virüs bulaştığı gibi bulaşır. Onun özelliğine göre onu işlemeye başlar.
Gıybet üzerine konuştuğumuzda; kişi hemen eşinin sabah kapıdan çıkarken yaptığı hareketi veya bir gün önce, üç gün önce söylediği bir şeyi hatırlatır.
Eşi üzerine gidelim burada. Çocuk üzerine olabilir, komşu üzerine olabilir, işverenimiz olabilir, çalışanımız olabilir
Hiçbir şey olmazsa siyasetçilerin üzerine konuşturur. En kolay yol bu. Siyasetçi bizim düşündüğümüz gibi düşünmüyorsa mutlaka ki herkesin söyleyecek bir lafı var, hepimizin olduğu gibi. Dolayısıyla buradan girer, kişiyi ele geçirir ve konuşturmaya başlar.
Konuşulduğu an, o anın içinde etrafında kişiler varsa hani kulak misafiri oluyorsa onlara, aynı zamanda da konuşulan kişiye gider. An içerisinde bu. Bir nefes alma, göz kırpmadın çok daha kısa bir anda.
Velhasıl gittiğinde o kişiyi şöyle bir yoklar.
Bazı kişiler “bir anda bir ürperme geldi, bir an bir ağrı girdi çıktı” der. Bir anlık sinirlenir Hiçbir şey yok değil mi? Yani çayına şeker katacak. Bir anlık sinirlenme gelir. Hele o sinirlenme geldiği an birine cevap veriyorsa verdiği cevap farklı çıkar. Farkına varmaz
Bu sefer karşıdaki buna alınır. Velhasıl geri gıybet yapana geldiğinde bu defa yine bal sürer dudaklarına, ona masaj yapar, rahatlatır. Hani konuştuğunda, “oh rahatladım” diyor. Ya şeytan sana masaj yaptı, seni rahatlattı.
Şeytan çok akıllıdır. Şeytanın bize müdahalesi yoktur ama bizi etkileyerek frekansıyla, manevi zırhlarımızı delerek bizi kontrol altına alabilir.
Velhasıl gıybeti yaptırdıkça aynı zamanda diğer tarafı da etkiler.
Gıybetin konusu diyelim ki alacak, para olsun. Gıybet yapanı konuşturduğu gibi yapılanın başka açıkları varsa parayı onun da beynine sokar Aynı frekansı, konuyu ona verir. Eğer o konudan yakalayabilirse o da kendine göre para konusunu hayatındaki kişilere göre konuşmaya başlar
Onu da ele geçirmeye çalışır. Yapana da yaptırana da müdahale eder. Peki burada gıybet yapan belli. “Gıybeti yapılan kişinin bir suçu yok” dersek? Onu da başka sebeplerden etkilemeye çalışır. Çarpar elinden ufak bir şey düşürtür.
Manevi olarak onun zırhı tam değil, dokunabiliyor, geçebiliyor.
İçinden, yanından geçti. O anlık bir sıkıntıyla bir şekilde onu da etkileyecek nokta olur. Genelde gıybet yapılan konuda frekans olarak oraya aynı sözcükleri cep telefonuyla konuşur gibi iletmeye çalışır.
İletince gıybeti yapılan kişi onu alır. Para konusunu örnek vermiştik. Para konusunda kendi hayatındaki konuları konuşmaya başlar. Derken herkesi bir şekilde ele geçirir. Zamanında yapılan bir kavgadan bahsediyor olabilir. Kavgaya göre gıybet yapan kişiyi azdırır.
Azdırdıkça aynı şekilde gıybeti yapılan kişiye gider. O anda o kişi sinirlenir etrafında kapıyla menteşe ile bir şeyle kavga etmeye başlar, içi içine sığmaz. Yani ilk önce asıl ruhsat ne? O konunun içeriği. O konunun içeriği diğer tarafı da etkiler. Ama mutlaka etkiler.
Gıybeti yapan kişi yapıyor. Diğer tarafta akıllı, zeki, imanı da tam, her şeye de dikkat etmeye çalışıyor. Namazlarını kılmış tövbelerini yapıyor, insanlara merhamet ediyor, olumlu düşünüyor yani dua ediyor. Her şeyin Allah’tan ve imtihan olduğunu bilerek hareket ediyor.
Böyle hareket ettiğinde onun etrafındaki nur genişler. Lamba gibi etrafına ışık verdiği zaman imanın nuru olduğu için şeytanın gelişinde şeytanı çarpar. Şimdi şeytan oraya gittiği zaman bu sefer şeytanı çarpmış olur. Hani elektrik telini çıplak tutalım, elektrik olsun.
Dolayısıyla çarpılınca bu sefer gıybet yapana gelir. “Sen günah işledin, senin günahından ben müsaade aldım, müsaadeyle gittim, bir de üstüne zarar gördüm” diye gıybet yapana daha fazla bir kul hakkı elde ederek gelir.
Diyeceksiniz ki “şeytan bu, nasıl kul hakkı alarak gelir?”
Eğer siz günah işlediyseniz bundan dolayı da Rabbimizden izinlidir. Çünkü Rabbimiz de Hazreti Kur’an’da bildiriyor, “Bunu bunu yapmayacaksın” diyor. Sebep? Şeytan sizi etkilemesin diye. Şeytanın hak ettiği, elde ettiği, izin aldığı konuları kapatmaya çalışıyor.
Dolayısıyla da gıybet edene geri döner.
Bu sefer gıybet eden daha fazla ballı börekli anlatır. Ondan bir süre sonra, özellikle ilk uyuyup ruh bedenden çıktığı anda ruhunu yakalar Hem bedene ayrı sıkıntı, hem ruha ayrı sıkıntı verir. İnanılmaz tıbbi zararlar, tahribatlar verir
Selin evleri yıktığı gibi vücudun içindeki dengeleri yıkar atar. Hücreleri öldürür, yer. İnsan konuştuğunda, konuştuğu kişi bir bitki bile olsa, hakkında konuşsa, “bu ne kötü bitki” falan dese şeytan o bitkiyi gider bulur. Onun içinden dışından geçer, onu da kurutur.
Yani manyetik alan yansıma yapar. Biz buna enerji diyelim, cinni, şeytan diyelim. Cinnilerin hepsi şeytan değil tabii ki müslüman olanlar da var. Kul hakkına girmeyelim, iftira atmış olmayalım.
Velhasıl her halükârda bir enerji yollamış oluruz. Bu gönderdiğimiz enerji Şeytan
Ama biz doğru hareket etmiş olsak enerji olarak Rabbimizin nurunu göndereceğiz o da enerji.
Bizim anlayabileceğimiz, beynimize kodlayacağımız şekilde. Bu bizim elimizde ve idrakimizde.
Neden? Çünkü bizim inandığımız kitapta bunlar yazıyor.
Efendimiz Aleyhisselam da bunları izah etmiş. Döneminde yaşarken, sonrasında sahabeler de bunları açıklamış. Biz bunları örnek alacağız
Rabbimiz doğrusunu bilir “size göre hayal bize göre gerçek”
SYNERGY KENDİYAS