HAZRETİ YUSUF ALEYHİSSELAM’IN AKIL İLE TEBLİĞ METODU
Mısır Firavunları’nın önem verdiği konuların başında sihir, büyü ve rüya tabiri gelmekteydi. Sihir ve büyüyü kullanarak insanları ikna etmiş ve yönetmişlerdir. Rüya tabirleri ile de kararlarını şekillendirmişlerdir. Allah Teala böyle bir ortamda Hazreti Yusuf’a rüya tabiri ilmini verdi. Bu ilim, sadece insanların kalbine dokunması, dikkatlerini çekerek tebliğini yapabilmesi için verilmişti. Hazreti Yusuf, önce Allah’ın dinini tebliğ eder, sonrada görülen rüyanın tabirini anlatırdı. Bu konuda şu örneği vermek istiyorum;
“Yûsuf şöyle dedi: “Yiyeceğiniz yemek daha önünüze gelmeden önce ben o gördüğünüz rüyâların tâbirini size haber vereceğim. Bunlar, bana Rabbimin öğrettiği ilimlerdendir. Ancak tâbire başlamadan önce şunları söylemek istiyorum: Şu bir gerçek ki benim, Allah’a inanmayan ve âhireti de inkâr eden bir kavmin diniyle ve yoluyla hiçbir ilgim olmadı.” Yusuf 37
– Hazreti Yusuf Aleyhisselam uğradığı iftira nedeniyle zindanda kalıyordu. O’nu oradan kurtaran ise Firavunun görmüş olduğu rüyayı tabir etmesiydi.
Melik dedi ki;
–Ben yedi semiz inek gördüm, bunları yedi zayıf inek yiyordu. Bir de yedi yeşil başak ile yedi kuru başak gördüm. Ey ileri gelenler! Siz rüya tabir ediyorsanız, benim bu rüyamı da açıklayın!
Kahinler;
–Bu gördükleriniz karışık rüyalardır. Biz böyle karışık rüyaların tabirini bilemeyiz.» dediler.
Bir dönem zindan arkadaşı olan ve rüyalarının manasını tabir ettiren genç, Yusuf Aleyhisselamı hatırlayıp dedi ki;
–Rüyanın tabirini size ben bildireceğim. Hele siz beni zindana bir gönderin.
Zindana gidip;
– “Ey Yusuf! Ey doğru sözlü kişi! Şu müşkil rüya hakkında bize bir çözüm bildir” diyerek rüyayı anlattı. Yusuf Aleyhisselam’da rüyayı şöyle tabir etti:
“Yedi sene, bildiğiniz şekilde ekin ekersiniz. Ama biçtiğinizi, yiyeceğiniz az miktar dışında, başağında bırakır, depolarsınız. Sonra, bunun peşinden yedi kurak yıl gelecek, tohumluk olarak saklayacağınız az bir miktar dışında, önce biriktirdiklerinizi yiyip tüketirsiniz. Sonra onun arkasından bir yıl gelecek ki, halk bol yağmura kavuşacak, sıkıntıdan kurtulacak, bol bol meyveler sıkacaklar.” (Yusuf, 47-49)
Hazret-i Yusuf’un tabiriyle büyük bir sorunu çözen hükümdar, onu mükafatlandırmak istedi. Kendisine mali işleri yönetme görevini verdi. Bu olaydan sonra Mısır Devleti’ni beraber yönettiler.
HAZRETİ İBRAHİM’İN AKIL İLE TEBLİĞ METODU
Allah Teala her dönemin kendine uygun olan tebliğ yöntemlerini Peygamberlerine emretmiştir. Nemrut zamanında gök cisimlerine ve onları temsil eden putlara tapılırdı. Hazreti İbrahim akıllara hitap ederek ay, güneş, yıldızların battıklarını, sürekli yeryüzünde olmadıklarını göstererek tebliğ yapmıştır. Yokluklarını işaret etmiştir. Sonra puthanede olan küçük putları kırarak, baltayı büyük putun boynuna asmış ve onun yaptığını söylemiştir. Kavmi, putların bunu yapamayacağını söyleyerek Hazreti İbrahim’i suçlamıştır. Böylece İbrahim Peygamberimiz kavmine, kendi dilleri ile taptıkları putların bunu yapamayacağını itiraf ettirmiştir. Kendilerini koruyamayan putlar sizleri nasıl koruyacaktır? sözü ile akla hitap etmiştir. Bu kurgu ile inançlarının yanlış olduğunu ispatlamış, tebliğini bunun üzerinden yapmıştır.
HAZRETİ MUSA’NIN AKIL İLE TEBLİĞ METODU
Hazreti Musa ve Firavun zamanında ise sihir ve büyü yaygındı. Sihirbazlık ve büyücülük itibar gören meslek olmuştu. Sihirbazlar ve büyücüler toplumun sözü dinlenen, örnek alınan ileri gelen şahsiyetleriydi. Böyle bir ortamda Allah Teala, Hazreti Musa’yı asa ve güneş gibi parlayan el mucizesi ile desteklemiştir. Bu şekilde firavun ve ona tapanları en üstün oldukları alanda yenmiştir. Onları aciz bırakmıştır.
HAZRETİ MUHAMMED’İN AKIL İLE TEBLİĞ METODU
Peygamber Efendimiz zamanında ise şiir, belagat, edebiyat üstün bir noktada idi. Şairler toplumun en üst tabakasıydı. Bir sözü ile savaş başlatır, bir sözü ile savaş bitirirdi. Her yıl panayırlarda şiir yarışmaları yapılır, seçilen şiir işlenerek Kabe duvarlarına asılırdı. En üstün oldukları , en değer verdikleri konu şiir ve putları idi. Böyle bir ortamda Peygamber Efendimiz ümmi olarak yaşamış ve tebliğini yapmıştır. Ümmi demek okuma yazma bilmeyen demektir.
Allah Teala, diğer kavimlere yaptığı gibi Kureyş Kabilesine de en iyi bildikleri konuda meydan okumuştur. Kur’an-ı Kerim’i üstün bir anlatım, mana, kafiye, işaret, ilmi ve eşsiz hitap ile indirmiştir. O geldikten sonra tüm şiirler Kabe duvarlarından kaldırılmıştır. İnanç olarak kabul etmeseler de belagat ve üslubunu inkar edememişlerdir. Mükemmeliyeti gören müşrikler bu konuda aciz kalmışlardır. Yine Allah Teala, inanmayanları en iyi yaptıkları iş ile alt etmiştir. Diğer peygamberlerde olduğu gibi açıklayamadıkları ve karşı da koyamadıkları için sihir, büyü olduğunu Peygamber Efendimiz’inde büyük bir sihirbaz olduğu yalanını ortaya atmışlardır.
Kur’an-ı Kerim üslup, hitap, mana ve kapsayıcı bilgi ile ümmi olan bir peygambere indirilmiştir. Bu diğer bir mucizedir. Allah Teala hiç bir şeyi manasız ve gereksiz yaratmayacağı için bu konuda bizlere neyi anlatmak istemiştir?
Bir çok nedeni olacağını bilerek, aklederek anlayabildiğim nedenleri yazmaya çalışayım;
– Hazreti Muhammed (s.a.v) okuma yazma bilmezdi. Sadece Hazreti Hatice annemizin hesaplarını tutardı. Hesap bilirdi. Eğer ilmi olsaydı öğrendiği ilim ile yazdığını, anlattığını söyleyeceklerdi. Ya da büyük bir şair olarak adlandıracaklardı. Bir çok şair ve edebi şahsiyetin yanında ümmi bir insan, insan üstü bir üslup ile yazılmış olan ayetler okuyordu. Devrin alim ve şairleri yazılanların mükemmeliyetini görerek aciz kalıyordu. Allah onları bu şekilde çaresizlikleri ile baş başa bırakıyor ve düşünmelerini sağlamaya çalışıyordu. Hazreti Allah, gören gözler, işiten kulaklar ve akıl sahipleri için bir mucizeyi gösteriyordu.
– Peygamber Efendimiz ticaret nedeni ile farklı şehirlere gitmemiştir. Eğer Hazreti Muhammed (s.a.v) bilgin, şair, zengin veya tüccar olup şehirleri gezmiş olsaydı, başka kültürlerden öğrendiklerini yazmakla veya şairlikle suçlayacaklardı. Allah katından olduğunu kabul etmemek için ellerinde yeni bir koz olacaktı. Bu nedenle Allah Teala, bu yolu onlara kapatmıştır. Kur’an-ı Kerim’in farklı kültürlerden öğrenilen hikaye ve ilimlerle yazılmadığı böylece ispat etmiştir. Mekkeli müşrikler bunu iyi bildikleri için böyle bir suçlama da bulunamamıştır. Ama günümüzde bu iddiayı ortaya atan insanlar vardır. Katıksız, ispatsız, temelsiz ve çaresizliğin kıvranışlarından doğan iftiradır. Rabbim, modern ve bilgili olduklarını düşünen kafirleri de bu şekilde susturmuştur. Aciz bırakmıştır.
– Allah Teala, inanmayanları en üstün ve başarılı oldukları konularda çaresiz bırakarak; büyüklüğünü, üstünlüğünü ve insanların bu güç karşısında çaresizliğini iliklerine kadar hissettirmiştir. Hem kendisinin en kudretli, en üstün olduğunu hem de insanın ne kadar aciz ve küçük bir varlık olduğunu göstermiştir. Gelen ayetlerin insan eli ile, bilgisi ile yazılamayacağının idraki istenmiştir. Hazreti Allah tüm bu yolları Efendimizin hayatını biçimlendirerek kapatmış, ellerinden almıştır. Tebliğ bu yöntemle akıllara, mânâ yönü ile kalplere hitap etmiştir.
Kudret elinde olan Allah Teala’nın, hâlâ devam eden meydan okumasını tekrar edelim.
Eğer kulumuza indirdiklerimizden herhangi bir şüpheye düşüyorsanız, haydi onun benzeri bir sûre getirin, eğer iddianızda doğru iseniz Allah’tan gayri şahitlerinizi (yardımcılarınızı) da çağırın. Bakara 23.
Naçizane şöyle bir ekleme yapayım,
Allah’ı, Kur’an-ı Kerim’i, Peygamberi Hazreti Muhammedi ve kanunlarını kabul etmeyen, 1400 sene önce çölde yazılmış kitap olarak gören, Haşa Efendimizi çöl bedevisi olarak gören kafirler;
Sizler 1400 yıllık tüm dünya ilimlerinin birikimini de alarak haydi sizde Kur’an-ı Kerim’in benzeri bir kitap, kitap olmazsa bir sûre, sûre olmazsa bir ayet yazın. YAZAMAZSINIZ. Çünkü Rabbim O’nu sonsuza kadar koruyacaktır. Siz kafirlerde, çaresizlik içinde kıvranarak hezeyanlar yaşayacaksınız.
Ey Kafirler, taptığınız Modern Bilimden ve 1400 yıllık edebi eserlerin birikiminden de faydalanarak haydi bir sure yazın!!!
Rabbim; kendini çok şey bildiğini zanneden siz kafirlere en çok övündüğünüz hatta taptığınız bilim üzerinden meydan okumaktadır. Aklınıza hitap etmektedir. Akıl ile doğru yolu bulun demektedir. Akledin, ilmin sahibi benim. Gerçekten gerçeği görebilseniz, ilmin yolu bana çıkacaktır demektedir. İftiralarınızdan ve hadsizliğinizden merhametime dönün, kurtuluş İmanda demektedir. Allah Teala yolunu şaşırmışlara istikamet versin, hidayet versin. Amin.
Bu örneklerden yola çıkarak şöyle bir çıkarım yapmak istiyorum;
Beklenen Mehdi Aleyhisselam ile ilgili bir öngörüdür bu. Doğrusunu Allah bilir.
Teknoloji ve Bilim bu zamanın PUTUDUR. Bilim putlaştırılmıştır. Bilim ne derse sadece ona inanırım diyen, ve tüm ilimlerin Allah’ın ilmi olduğunu kabul etmeyen zayıf imanlılar ve inançsızlar türemiştir. Bilimi ele geçiren zamanın firavunları, insanları sahte bilim ile kandırmaktadır ve insanların imanlarını çalmaktadır. Teknoloji ile de özellikle gençlerin ve çocukların gözünü boyamaktadır. Bu nedenle bilim putunu yıkmak için yine Allah Teala, Mehdi Aleyhisselam’ı kendi sonsuz ilmi ile destekleyecektir. Bu şekilde teknolojik gelişmeler de yaşanacak ve sahte bilim putu yıkılacaktır. Mehdi Aleyhisselam, kimsenin aklına getiremediği bilgiler ile tebliğini yapacaktır. Doğrusunu Allah bilir.
Selametle.